Organ Bağışı


Tıpdaki gelişmelerin bugün geldiği noktada, insan vücudunun birçok organı nakledilebilmektedir. Burada sadece ölümden sonra bağışlanabilecek organlarla, yaşarken de bağışlanabilir organlar arasında bir ayrım yapmak gerekir.

Yaşarken bağışlanabilir organlarda, yaşayan bir insan, diğer bir insana gerekli olan organı veya hücreyi bağışlar. Vücudumuzda 2 adet olan böbreklerden biri, ve anatomik olarak fonksiyonel yapısı bozulmadan cerrahi olarak ikiye bölünebilen karaciğer, kişinin hayatta iken bağışlayabileceği organlardır.

Bağış yapan 18 yaşını doldurmuş ve karar verebilecek durumda olmalıdır. Hiçbir etki, baskı ya da menfaat karşılığı bu kararı almadığından emin olunmalıdır. Bağış yapan, yapılacak müdahalenin şekli, büyüklüğü, olası tehlikeleri ve sağlığına şimdi ve daha sonra gelebilecek zararlar konusunda çok ayrıntılı olarak sözlü ve yazılı olarak aydınlatılmalıdır. Burada bağış yapan kişinin yaşından ziyade, kişinin ve bağışlamak istediği organın sağlık durumu çok önemlidir; fakat genelde 70 yaş üstündekilerin organları çok nadir durumlarda alınmaktadır.

Ölümden sonra organ bağışı

Ölümden sonra nakil için organın alınması, ancak beyin ölümünün kesin tespit edilmesi ve izin alındıktan sonra mümkündür. Türkiye'de genişletilmiş gönüllülük yöntemi yürürlüktedir. Buna göre ortada Doku ve Organ Bağış Belgesi varsa, nakledilmek için gerekli organlar alınır, yoksa ancak ölen kişinin akrabalarının rızası ile alınabilir. Kanunun ifadesi bu şekilde olmasına rağmen, ülkemizde genel uygulamada, bağış belgesi olsa da aileden izin alınmadan organlar alınmaz. Önce ölüden kan örneği alınır. Kan grubu ve doku özellikleri tespit edilir. Bu veriler alınan organın kime nakledilebileceğinin tespiti için çok önemlidir. Ayrıca organın nakledileceği hastayı tehlikeye sokabilecek herhangi bir bulaşıcı hastalık veya organda tümör olup olmadığı da burada tespit edilir.

Beyin ölümünün tespiti

Beyin ölümü, diğer koma durumları ve özellikle de bitkisel hayatla kesinlikle karıştırılmamalıdır. Beyin ölümü dışında, bilinç kapalı olsa da ölüm söz konusu değildir. Beyin ölümü geliştiği an ise solunum durmuş ve ölüm gerçekleşmiştir. Diğer bir tabirle hasta son nefesini vermiştir. Bu durumda ölüme dair en küçük bir kuşku bile kalmaz. Bazı insanlar beyin ölümünün tespitine kuşku ile bakmakta, organların alınması uğruna, beyin ölümünün erken tespit edilmiş olabileceği endişesini taşımaktadırlar. Beyin ölümü tanısını, ülkemizde esas olarak 4 branştan oluşan beyin ölümü tespit kurulu koyar. Kurul nöroloji, nöroşirürji, anestezi ve kardiyoloji uzmanlarından oluşur. Bu tanının konması, geri dönüşü mümkün olmayan bir şekilde ölüme delalet eder. Kalbin çalışmasının veya durmasının ölümle tam bir ilgisi yoktur, çünkü kalp durduğunda da ölüm hemen gelişmez. Dolaşımın durup beynin ölmesine kadar geçen süre içinde yaşam devam eder, gerçek ölüm beyin ölümüdür. Kalp ameliyatlarının çoğunda kalp saatlerce durdurulmasına rağmen vücutta dolaşım sağlanarak beyin yaşatılır ve böylece kişinin ölmemesi sağlanır. Tersine beyin öldüğünde ise kalp çalışsa dahi ölüm gerçekleşmiş ve tüm organlar için de artık az bir zaman kalmış demektir. Ölüm kararını veren hekimler dünyadaki tüm ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de organ naklinde çalışamazlar ve organ naklinin dışında yer alırlar. Hayatını kaybeden kişide, organların fonksiyonları bozulmuşsa, nakil ile bulaşma ihtimali taşıyan bir hastalığı varsa, kanser hastası ise (cilt kanserleri ve bazı beyin tümörleri metastaz yapmadıklarından hariç tutulabilir), kişi organlarını bağışlamış olsa bile bu organlar kullanılamaz.

Organ bağışı ve nakli konusu, hayal gücünün kullanılmasına, hikayeler uydurulmasına son derece elverişli olduğundan, maalesef bu konuyu işleyen filmler, diziler, haberler sıklıkla insanların hizmetine sunulmaktadır. Yurdumuzun bir köşesinde kaybolan 3 çocuk, anında tüm görsel ve yazılı basında yer bulmuş, çocukların organ mafyası tarafından kaçırıldığı, vücutlarının parçalanarak organlarının alındığı ve organ mafyası tarafından pazarlandığı haberleri bir anda gündeme oturmuştur. İki üç ay kadar sonra çocukların cesetleri bulunmuş, bedenlerinde bir yara izi olmadığı saptanmış, bu eylemin bir sapık tarafından yapılan çocuk istismarı dışında bir şey olmadığı da anlaşılmış ve bunu yapan kişi yakalanmıştır. Ancak organ mafyası, kaçırılan ve parçalanan çocuklar ile yapılan o asılsız haberleri insanların zihninden tamamen söküp atmak mümkün olmamıştır. Bu konu ile Emniyet Güçleri ve Adli Tabiplikten görüş sorulduğunda, Türkiye?de şu ana kadar tek bir tane bile içinden organları alınmış ceset olmadığı bilgisi alınmaktadır. Ülkemizde maalesef her gün bir organ nakli ile tedavi edilebilme şansı olan hastalar, yeterince organ bağışı olmaması nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Ölen kişiler başka insanların hayatını kurtarabilecek sağlam organlar ile toprağın altına gömülmektedir. Bu konuda toplumda duyarlılığın artırılması kesinlikle gerekmektedir, her an kendimizin ya da çok sevdiğimiz bir yakınımızın organ nakline ihtiyaç duyan bir hastalığa yakalanma ihtimalinin olduğunu asla unutmamalıyız.