Çocuklarda Organ Nakli


Çocuklarda böbrek hastalıklarının erken tanısı ne kadar önemlidir?

Çocuklarda böbrek hastalıklarının tanısını erken koymak, tedavi etmek ve yeniden hasta olmaktan korumak, böbreklerin geriye dönüşümsüz olarak zarar görmesini ve böbrek yetmezliğine gidişi büyük ölçüde engellemektedir.

Normal zamanında doğan sağlıklı bebeklerin böbrekleri ve idrar yolları gelişimlerini tamamlamıştır ve görevlerini eksiksiz olarak yerine getirebilir. Ancak nadiren, bazı bebeklerin böbrekleri anne karnında hiç gelişmeyebilir veya küçük ya da yapısı bozuk olarak kalabilir. İdrar yollarının gelişimi sırasında da darlık veya mesaneden böbreklere doğru idrarın geri kaçması (veziko-üreteral reflü) ortaya çıkabilir.

Böbrek hastalıklarının daha bebek doğmadan anne karnında saptanması mümkün müdür?

Anne karnındaki bebeklerde böbrek ve idrar yolu hastalıklarının teşhisi günümüzde kullanılan modern ultrasonografi cihazları ile gebeliğin üçüncü ayından itibaren yapılabilmekte ve bebeğin böbreklerinde ve idrar yollarındaki şekil bozuklukları görülebilmektedir. Ultrasonografi incelemesi ile böbrek dokusunun normal gelişip gelişmediği izlenebilir ve doğumdan sonra henüz hastalık bulguları ortaya çıkmadan ve hatta bazı özel durumlarda daha anne karnında iken tedavi etmek mümkün olabilir. İdrar yollarının yapısal bozuklukları dışında, kalıtsal (ailevi) bazı böbrek hastalıkları da genetik incelemelerle anne karnında teşhis edilebilir.

Çocuklarda idrar yolu enfeksiyonlarını ne kadar ciddiye almak gereklidir, belirtileri nelerdir?

İdrar yollarının infeksiyonu çocuklarda sık olarak rastlanılan bir durumdur. İnfeksiyon, idrar kesesinde sınırlı kalabilir (sistit) veya bazı durumlarda böbreklere kadar da yayılabilir (pyelonefrit). İdrar kesesi infeksiyonlarında sık sık idrar yapma, idrar yaparken yanma ve ağrı, idrar kaçırma, bazen kanamalı idrar ve hafif ateş gibi belirtiler ortaya çıkar. Üst idrar yollarının infeksiyonlarında ise, çoğu defa ateş daha yüksek olur, böğür ağrısı da gözlenebilir. İdrar yolu infeksiyonlarının zamanında teşhis ve tedavi edilmesi ve altta yatan yapısal bir bozukluk olup olmadığının araştırılması gerekir. Böbreklerde veya idrar yollarında kist, taş, darlık gibi hastalıklar varsa, mesanenin çalışmasında bozukluk ya da reflü söz konusu ise infeksiyon riski artar. Zamanında teşhis, çocuklarda hafif de olsa idrar yapma şikayetlerinin ciddiye alınması ile mümkündür.

Nefrit nedir, belirtileri nelerdir?

Nefrit, normalde vücudun savunma sisteminde görev yapan bazı madde ve hücrelerin böbrek dokusunda birikmesi sonucunda ortaya çıkar. Başlıca iki çeşit nefrit vardır:
Akut nefrit, çocuklarda sık rastlanılan bir hastalıktır. Bademcik ve cilt infeksiyonlarından sonra görülür. Kanlı idrar ve göz kapaklarında, yüzde ve bacaklarda şişlik, kan basıncının yükselmesi ve geçici böbrek yetersizliği ortaya çıkabilir.
Kronik nefritler, bazen hiç belirti göstermeden sinsi bir şekilde başlar; bazı hastalarda ise kanlı idrar ve vücutta şişlik görülebilir.

Başka hangi hastalıklar çocuklarda böbrek fonksiyonlarının bozulmasına neden olabilirler?

Nefrotik sendrom, idrarda protein kaybı ve vücutta şişmeyle seyreden bir hastalıktır. Çocuklarda yaş gruplarına göre değişen nedenleri vardır. Tekrarlamalarla seyreden, böbrekte kronik bozukluk yapmayan tipleri olduğu gibi, kısa sürede kronik böbrek yetmezliğine neden olan nefrotik sendrom tipleri de bulunmaktadır.

Ailevi Akdeniz Ateşi, Hemolitik Üremik Sendrom, Diabet ve Lupus gibi bazı hastalıklar da kronik böbrek hastalığına neden olurlar.

Çocukları böbrek hastalıklarından korumak mümkün müdür?

Çocuklarda görülen böbrek hastalıklarının bir kısmını alacağımız tedbirlerle tamamen önlemek mümkün olabilir. Örneğin genel sağlık önlemleri ile toplumda bademcik iltihaplarını azaltarak akut nefritin ortaya çıkmasını engelleyebiliriz.

Doğuştan yapı bozukluklarını, kronik nefritleri veya nefrotik sendromu tamamen önlemek mümkün değildir. Ancak bu durumlarda erken tanı ile hastalık tedavi edilebilir veya hiç değilse ilerlemesi durdurulabilir. Örneğin, gebelik sırasında düzenli ultrasonografi kontrolü yapılırsa, böbreğin ve idrar yollarının bozuklukları bebek daha anne karnındayken tanınarak gerekli önlemler alınabilir. İdrar yolu infeksiyonlarının ihmal edilmeden tedavi edilmesi ve nedenlerinin araştırılması ile de infeksiyonların tekrarlamasının durdurulması yanısıra, idrar yolu darlıkları ve reflünün tedavisi yapılarak böbreklere zarar vermesi ve zaman içinde böbreklerin işlevlerinin tamamen kaybı ile sonlanacak bir süreç önlenebilir. Özellikle tekrarlayan idrar yolu infeksiyonlarının üzerinde mutlaka titizlikle durulmalıdır.

Genel olarak çocuklarda böbrek hastalıklarının belirtileri nelerdir? Çocuklarda da kronik böbrek yetmezliği ortaya çıkabilir mi?

Ne yazık ki, evet! Doğuştan olan böbrek ve idrar yolu hastalıklarında, böbrek taşlarında, kronik nefritler sonucunda veya böbrek infeksiyonlarının tekrarlanması ile çocukların böbreklerinin çalışması da bozulabilir. Böbrek yetmezlikleri akut veya kronik olabilir. Bu durum çok ilerlerse 'son dönem böbrek yetersizliği' adını verdiğimiz tablo ortaya çıkar; üre, kreatinin, ürik asit gibi maddeler, tuzlar ve su vücutta birikerek hayatı tehdit eder.

Aslında kronik böbrek yetmezliği sinsi bir düşman gibi yavaş yavaş çocuğun böbreğini ele geçirebilir ve çoğu zaman fark edildiğinde artık geri dönüşü olmayan safhaya gelmiş, çocuğun böbrek fonksiyonları tama yakın bozulmuş olabilir. Özellikle hastalığın erken evrelerinde çok belirgin bulgular olmayabilir, olan belirti ve şikayetler de çoğu zaman üzerinde durulmayacak ya da başka nedenlere bağlanabilecek türdendir. Genel olarak bakıldığında hasta olan çocukların hemen hepsinde hastalığın ilk bulgusunun halsizlik, dinlenmekle geçmeyen bir yorgunluk hali olduğu görülebilir. Çocuk yaşıtları ile aynı aktiviteye sahip değildir, onlara ayak uydurmakta zorlanır. Oyun oynarken, koşarken, spor yaparken çabuk yorulur, isteksizdir. Genel olarak bir iştah kaybı da söz konusudur. İşte hastalığın erken safhalarında ortaya çıkan bu sinsi bulgular ile çocuğun anne babasının aklına olası bir böbrek hastalığının gelmesi çok zordur. Hastalık ilerledikce ve böbrek fonksiyonları giderek daha da bozuldukca, daha dikkat çekici belirtiler ortaya çıkmaya başlar. Çocukta bulantı, kusma, inatcı kaşıntılar, yaygın kemik ağrıları, nefes darlığı, vücutta sıvı birikmesine bağlı göz kapakları ve bacaklarda belirgin olmak üzere şişlikler olabilir. Bu döneme gelindiğinde artık sıkıntının böbreklere bağlı olabileceğini düşündüren idrar miktarında azalma, sık sık idrar yapma, geceleri idrar kaçırma, kanlı ya da bulanık idrar yapma bulgular da kendini gösterir. Böbreklerin bu düzeyde bozulması vücuttaki bütün dengeleri alt üst etmeye başlar. Çocuğun büyüme ve gelişmesi duraklar, boyu uzamaz, cinsel gelişim süreci geri kalır. Çocuğun öğrenme kapasitesinin, konsantrasyonunun bozulmasına depresyon ve içe kapanmanın da sıklıkla eşlik etmesi, çocuğun okuldaki başarısını ciddi anlamda olumsuz yönde etkiler. Tedavisine başlanmadığı takdirde çocuklar havale geçirebilir, akciğer ve kalp sorunları ortaya çıkabilir, bilinç kapanabilir hatta ani kalp durması sonucu çocuk hayatını kaybedebilir.

Çocuğun böbreği vücudun ihtiyaçlarını karşılayamaz duruma geldiğinde kesinlikle ya diyaliz tedavisine başlanmalı veya böbrek nakli yapılmalıdır. Günümüzdeki teknik gelişmeler, diyaliz ve böbrek naklinin çocuklara da uygulanabilmesine olanak sağlamıştır. Diyaliz tedavisi, makine ile diyaliz (hemodiyaliz) ve karın zarından diyaliz (periton diyalizi) olarak iki şekilde yapılabilir. Ancak, böbreklerimiz normal şartlarda aynı kalbimiz gibi günün 24 saati ara vermeksizin çalışan bir makine gibidir. Oysa diyaliz tedavisinde kullanılan bir cihaz yardımı ile, haftanın belli günleri birkaç saat boyunca vücutta biriken su ve zararlı atık maddeler uzaklaştırılmaya çalışılmaktadır. Diyaliz makinasına bağlı olunmadığı saatler ve hatta günler içinde ise bu madeler ve su hastanın vücudunda birikir, yani diyaliz kesinlikle hayat kurtarıcı bir tedavi olmasına karşılık böbreklerimizin görevini ancak kısmen yerine getirebilir. Bu nedenle de diyaliz tedavisine başlanan çocukta yukarda saydığımız şikayetleri ancak kısmen önlemek mümkün olabilir.

Çocuklarda böbrek nakli yapılabilir mi?

Son dönem böbrek yetersizlikli çocuklar için en iyi tedavi şekli böbrek naklidir. Akut ya da kronik aktif infeksiyonu veya tümöral hastalığı olmayan tüm çocuklar böbrek nakli için uygun adaydır. Günümüzde küçük çocuklara, hatta süt çocuklarına da böbrek nakli yapmak mümkündür.

Çocuklarda böbrek nakli ne zaman yapılmalı ve neden?

Mümkün olan her çocukta, diyaliz tedavisine başlamadan böbrek naklinin yapılması; çocuklarda diyalize bağlı meydana gelebilecek sistemik bozuklukların önlenmesi, çocuğun büyümesinin geri kalmaması, normal sosyal ve psikolojik gelişiminin sağlanması ve özellikle ergenlik döneminde hormonal dengelerin korunmasını sağlaması açısından tercih edilmelidir. Son dönem böbrek yetmezliği gelişen çocukların büyüme gelişmeleri de duraklar, süre uzadıkça bu gelişme geriliği çok daha belirgin hal alır, bu fiziksel gelişme geriliği ise çocuğun sosyal ve okul hayatında kaçınılmaz sorunları beraberinde getirmektedir. Ancak, başarılı bir böbrek nakli sonrası çok kısa sürede çocuğun büyümesi gelişmesi gözle görülür ölçüde başlar, kaybedilen süre ne kadar kısa ise çocuğun kendi yaş grubunu yakalaması da o kadar kolay ve hızlı olur. Üstelik hemodiyaliz ya da periton diyalizi gibi diğer tedavi yöntemleri ile karşılaştırıldığında, organ nakli ile hastalara hem çok daha uzun, hem de daha kaliteli bir yaşam sunulmaktadır. Böbrek nakli ile hastaya sağlanan yaşam süresi diyalize göre yaklaşık 3 kat daha uzundur. Böbrek nakli sonrası, çocuklara nakil öncesinde uygulanan sıvı ve gıda alımındaki kısıtlamalar ortadan kalkar, onlar da yaşıtları ile aynı şeyleri yeme, içme, oynama, tatile gitme gibi insani haklarını yeniden kazanmış olurlar, çocukluklarını yaşayabilir, okul hayatına ve topluma çok daha rahatlıkla uyum sağlayabilirler.

Çocuk hastalara yapılacak böbrek nakli erişkinlerden farklı mıdır?

Eskiden çocuklarda böbrek nakli yapılabilmesi için çocuğun en azından 2 yaşına gelmesi, biraz kilo alması ve büyümesi beklenirdi, ancak günümüzde ulaşılan cerrahi tecrübe ile çok daha küçük bebeklere böbrek nakli yapılması mümkün hale gelmiştir. Burada erişkin böbreğin çocuğun vücuduna yerleştirilmesinde bazı farklı tekniklerin kullanılması zorunlu olabilir. Örneğin normalde nakledilen böbrek hastanın kasık bölgesinde karın zarının dışına yerleştirilir ve damarları da bacağa giden ve bacaktan dönen damarlara bağlanırken, özellikle küçük çocuklarda böbrek bu bölgeye sığmayabilir ve çok ince olan damar boyutları sorun oluşturabilir. Bu nedenle böbreğin karın zarının içine yerleştirilmesi ve daha geniş olan ana damarların kullanılması gerekebilir.

Çocuklara kimler böbrek verebilir?

Hayatını kaybeden kişilerde yapılan organ bağışlarında, bağışın yapıldığı kişi çocukluk yaş grubunda ise bu organların çocuk hastalara kullanılma önceliği vardır, bu durumda organın büyüklüğü ile ilgili sorun da kendiliğinden ortadan kalkmış olur. Ancak organ bağış oranlarının ihtiyacın çok altında olduğu ülkemizde genellikle canlı donörler kullanılmaktadır, mevcut yasalarımız 4. dereceye kadar kan ve kayın akrabalarının organ donörü olmasına izin vermektedir, akrabalık bağının olmadığı durumlarda da etik kurul onayı alınması şartı ile canlı donörler kullanılabilir. Çocukluk yaş grubunda böbrek nakli yaptığımız hastalara bakıldığında yaklaşık %90 oranında canlı donörlerin kullanıldığı görülmektedir. Donörlerin yaklaşık %63?ünü anneler, %30?unu da babalar oluşturur, ancak %6 oranında çocuğun diğer akrabalarının donör olduğu görülmektedir. Çocukluk yaş grubundaki hastalara 18 yaşının üzerindeki herkez canlı böbrek donörü adayı olabilir.

Ülkemizde, çocuklarda kronik böbrek yetmezliğinin en sık nedeni nedir?

Ülkemizde çocukluk yaş grubunda son dönem böbrek yetmezliğinin en sık nedeni infeksiyonlar olmakla beraber, bazı genetik hastalıklar da bu sonucu doğurabilir. Özellikle akraba evliliğinin sık olduğu bölgelerde bu sorunla daha da sık karşı karşıya kalınabilir. Böyle bir durumda aynı aile içinde birden fazla çocukta aynı sorun ortaya çıkabilir. İki kardeşin de kronik böbrek yetmezliğinde olduğu bir ailede, canlı donör adayları ile çocuklar arasında kan grubu başta olmak üzere gereken test ve değerlendirmeler yapılır, çocukların gelişme durumları, diyalize bağlı gelişen komplikasyonların önemi, diyalize girme süreleri gibi birçok faktör bir arada değerlendirilerek hangi çocuğun nakline öncelik verileceği kararı alınır.

Çocuklarda böbrek nakli sonrası sürecin zorlukları nelerdir?

Nakil yapılan hastalarda, hastanın bağışıklık sistemi vücuda yerleştirilen bu yeni organı kendine bir saldırı olarak algıladığından onu kabul etmek istemez, adeta onunla savaşmaya başlar, işte bu nedenle organ nakli hastaları kendi bağışıklık sistemlerini baskılayacak bir tedaviyi ömür boyu kullanmak zorundadır. Bu amaçla günümüze kadar geliştirilen ilaçlar ile nakledilen organın yıllarca sorunsuz olarak görev yapması mümkün olmaktadır. Ancak bu noktada, çocuk hastalar söz konusu olduğunda hekimin aile ile iletişimi ve ailenin uyumu son derece önem taşımaktadır. Çocukların bu ilaçları kendiliğinden içmesi söz konusu olmadığından, ailenin hassasiyeti ve sorumluluk bilinci tedavinin başarısını doğrudan belirlemektedir. İlaçların düzenli ve belirlenen dozlarda kullanılmaması, düzenli aralıklarla kontrollerin yapılmaması nakledilen böbreğin fonksiyonlarını kaybetmesi ile sonuçlanabilir.

Nakledilen böbrek görevlerini yapamaz hale gelirse aynı hastaya tekrar böbrek nakli yapılabilir mi?

Zaman içinde organın fonksiyonlarını kaybetmesi durumunda ikinci, üçüncü hatta gerektiğinde daha fazla sayıda böbrek nakli aynı hastaya uygulanabilir.

Böbrek nakli bekleyen hastalar için son olarak ne söylenebilir?

Türkiye?de yalnız böbrek bekleyen değil, başka bir tedavi seçeneği olmayan karaciğer ve kalp gibi hayati organları ya da yüz naklini bekleyen, yaşamları yapılacak olan organ bağışlarına bağlı olan çok sayıda kişinin ve çocuğun da olduğu unutulmamalıdır. Kendimizin ya da bir yakınımızın başına böyle bir olay gelmesini beklemeden, toplumsal sorumluluklarımızı hatırlamalıyız, bir gün biz de o hasta ya da o çaresiz hasta yakınının yerinde olabiliriz. O nedenle, ateş düştüğü yeri yakmasın, o ateşin varlığını hepimiz yüreğimizde hisseder, söndürmek için üzerimize düşeni yapar, doku ve organlarımızı bağışlarsak, biz öldükten sonra toprakta çürüyüp yok olacak olan organlarımız bu hastalara, bu umutla bekleyen çocuklara bir yaşam kaynağı olabilirler.